Çocukluğunu Kaybedenlere...(ben buldum)
12/7/2007
HİÇBİR YERE GİTME
İşte böyle bir şeydir çocukluk; en ufak bir kıpırtıda tozlu tavan arasında tıkırtılar çıkararak hatırlatır kendini. Bunun için fazla bir şey de beklemez açıkçası. Bir macuncu, şımarık bir gülümseme, minik bir kaçamak yeter varlığını yâd ettirmesi için. Hele ki lunapark alanındaysanız gelir, terlemiş elleriyle muzipçe tutar ellerinizi, bir o tarafa, bir bu tarafa koşturur. Küçük dostunuz mu sizin elinizde, siz mi o dostun elindesiniz, cevabı belli.
O küçük dostun yaptırdığı tüm çılgınca şeylere kızamaz insan. Çünkü insan en kalabalık ortamda yalnız hisseder kendini. Karşıda oğlunun atlıkarıncaya binmesine yardım eden bir baba görüp de insanın kendini yalnız hatta tek bulması kaçınılmazdır zaten. Ya şu beyaz etekli kızın uçan sandalyelere binme arzusunun, annesinin düşme korkusuyla kıyaslanıp, arzunun galip gelmesine ve kızın göklerde bir güvercin edasıyla salınmasına ne demeli? Böyle bir çıkmazın içindeyken insana çocukluğunun eşlik etmesi en büyük mutluluk olsa gerek.
En büyük mutluluk diyorum, çünkü o ortamda insan yalnızlığının dibine düşmüşken, çocukluktan başka ne, kim bütün kalabalığı siler, kâğıt helva kokusunu bile hissettirmezdi ki? Dondurmasını düşürmüş küçük bir kızın ağlamasını sona erdirecek gülümsemeyi çocukluktan başka ne insana bahşederdi?
Çocuklukla el ele gezen koca bir insanın, lunaparktaki tozu havaya kaldırması bir yazarın sözünü hatırlatıyor bana: “gökyüzü gibi bir şey şu çocukluk; hiçbir yere gitmiyor”. Hep böyle, benimle kal, hiçbir yere gitme sen, olur mu çocukluğum?
REYHAN KAYA
Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!
0 yorum yazılmıştır